• Yaman

Harry Ojalvo

En son güncellendiği tarih: Nis 23

1990'larda Burgazada'ya taşındığımızda ilk arkadaşlarımdan biri Ari Ojalvo oldu. Sonra kardeşi Jack ve yan komşuları İtalyan kökenli Selim ve Ali. O kadar hızlı kaynaştık ki daha evimiz tadilat halindeyken bile olabildiğince erken bir vapurla Burgaz'a gelir akşam hava kararıncaya kadar İndos'ta maç yapar öyle dönerdik İstanbul'a. Şimdi geriye dönüp baktığımda Burgazada'ya aşık olma sebeplerimden birinin de o zamanlar ilk defa tanıştığım bu çok kültürlü dostluk ortamı olduğunu daha iyi anlıyorum. Ne tesadüf ki yıllar sonra, arkadaşlarımın dedesi rahmetli Harry Ojalvo'nun anılarını paylaşmak nasip oluyor. Burgazadamıza verdiği bütün emekler için minnettarız. Toprağı bol olsun.


Babası Harry Ojalvo'nun Burgazada anılarını yayımlamama müsade eden komşumuz Sevgili Denis Ojalvo'ya sonsuz teşekkürler.

Harry Ojalvo - M.S. 1186'dan Bu Yana Bir Yahudi Serüveni (s.67-82)


Aşık Olduğum Burgaz Adası



Ve 1941 senesinden 1945 senesine kadar ara verdikten sonra 1940 senesinde müdavimi olduğum Burgaz adasına 1948 de bir daha ayrılmamak üzere yeniden müdavimi olduk. Arada denizcilik damarım yeniden kabarmış ve sandal, yelken vs. Cuma akşamları ver elini Sivri ada Pazar akşam eve dönüş, Pazartesi iş başı.



1951 de 13 Mart günü bir oğlumuz oldu. İsmini Denis koyduk. Arada Ada kulübü müdavimi olduğumuzdan başkanı İzzettin Feray'ın israrı ile idare kuruluna girdik. Salaş bir yer. Kabinleri tahta, elde keser sezon başı tamirat bütçesi kit, kısacası boş bir kulüp. Her tarafı lodostan çakıl içinde. Derken aklıma geleni idare kuruluna kabul ettirdim. Gelen çakıl tekrardan denize atacağımıza önünü kalaslarla keselim ve çaktığımız demir hurdaları ile set şeklinde önünü betonla keserek saha kazanalım demiştim. Deniz bugünkü binanın salonunun ortasında iken çok kısa zamanda denize doğru umulmadık yer kazanılmıştı. Yeni üye kaydına başladık. 500 lira giriş parası alarak bugünkü bina inşaatına giriştik. Adamızda bir Katolik kilise, 3 Ortodoks kilise ve bir sinagog vardı. Fakat camisi yoktu. Bir vefat halinde tabut Heybeli adaya taşınırdı. İdare kurulunda bulunan Nafiz Özalp beye teklifi getirmesini önerdim. İzzettin Feray bana baktı, "Kolları sıvar mısın" dedi. Ben de "bir yerde bayrak yetmez, simge kubbe ve minare şarttır" dedim. Resmi cami makbuzları temin edildi ve bendeniz iskele başında her akşam para topladım. Kulüp üyeleri gereken teberruları yaptılar. Ada papazından dahi teberrular alındı. Slogan ise cennete arsa satıyorum. Cami set üstünde fevkalade bir görüntü arz ediyordu. Fakat cemaat yok. Meğer adanın maruf kaptanlardan biri papaz parası ile yapılan bir camide namaz caiz değildir demiş. İzzettin Feray ile beraber müftülüğe gittik. Hatırladığıma göre çıkan fetva namaz kılınması caizdir. Çünkü teberruda bulunan şahsın art niyetinde bir gün ihtida etmesi muhtemeldir.


Burgaz ada Deniz kulübü üyelerinden bahsi geçenler arasında bize daima hukuku ve prensiplerini aşılayan, mecelleden İsviçre kanunu ve deniz hukuku dehası, idare kurulu arkadaşımız Prof. Dr. Selim Kaneti'yi yad etmeden geçmek olamaz ve büyük bir hata olur! Allah gani gani rahmet eylesin.

Kulübün bina inşaatı esnasında mimara rica ile at nalı şeklinde bir abide yaptırdık ve idare kurulunun en genç üyesi olduğumdan Sultan Ahmet sanat okulundan bir būst temini için uğraştım. Açılışı için 66 tümen kumandanı Faruk Güventürk paşa kurdeleyi bando eşliğinde kesti.




BURGAZADA CAMİİ DERNEĞİ İDARE KURULU ÜYELERİ


Başkan Ahmet Celal Yetiş

II.Başkan Muharrem Meyveci

Muhasip Üye Hüseyin Kamil Sezgün

Sekreter Veli Engin Vural

Üye Asım Ertuğral






Lüfer


Kaşık adası Burgazada iskele arası

Lüfer yapar Eylül Ekim arası

Lüksü yakan, İsa kürek

Funda eder demiri süzülerek


Yakamozlar süsler ipi

Gerilir sandal yay gibi


Zokalar yemlenir izmaritle

Balığı tutardık Sait'le


Sait yemini keserdi şakşak

Su doldururdu tahta çamçak

Livar hazırdı gelen lüfere

Lüferin dişleri testere


Zokayı alırken gelen lüfere

Kaptırdı parmağını farkında olmadan


Güneş görmemiş cümleler sıralanır,

Küfür edebiyatı hatırlanır


Zokalar ikide bir parlatılır

Cıva, şişesinden su gibi akıtılır

İnce beden lüfer için şarttır

Hava bozar, dalgalar islaktır


Sen gittin, beni ve lüferi unutarak

Ben de lüferden vazgeçtim evde oturarak


Sait Faik Abasıyanık, senin için yazdım.


Sivriada Dönüşü Fırtına

Dalgalar dağ gibi karayı gizler

Zirvesine çıkınca etrafı gözler

Çukura girince kaçılır arada

Yeke elde istikamet Kalpazankaya


Heybeli açığında bir sürat teknesi

Motoru durmuş şamar yemekte tersi


Ortasında bıranda altında başlar

Kıç tarafında bir adam ellerini sallar

Attık bir palamar, adam acemi

Bir tur daha, nihayet kavradı ipi


Bebekten kalkmışlar Yalova'ya

Dönüşte yakalanmışlar fırtınaya


Adam, karısı ve bir sürü davetli çocukla

Çıkmışlar sabahtan deniz sefasına


Çektik götürdük Burgaz'a tekneyi

Adam Amerikalı bir kara albayı


Terfi etti denizciliğe o ara

Turşu gibi olmuşlar bir arada


Kulüpte etraftan koşuşanlar

Çocukları kuruttu ve giydirdi analar


Adam çok kibar galonla viski gönderdi

Ve hep beraber şerefine içildi.


Canım torunun Eftal İdil İlkin'e ithaf edilmiştir.


Orkinoz


Ada arkasında bir sürü sandal

Rengârenk sanki bir festival


Cavalyada, kangal kangal ipler

Ucunda dikili palamut yemler


Dövme çelikten kanca gibi iğneler

Gam almasın diye çelik teller


Siyada durulur rüzgâra karşı

Zıpkınlar alesta her ihtimale karşı


Balığı takan tur atar

Kimi Yalova'ya bakar

Kimi Ahirkapı istikametinde

Balık yorulur çekmekten koca tekne


Nihayet patlar ve kabarır sandal yanına

Zıpkın kalkar ve iner balığın sırtına


Kafa kuyruk bağlanır sandal bordasina

Motorlar çalışır, ver elini Burgazada


Limana girince sıralanır balıklar rıhtımda

Tartılır her balıkçının avı kantarda


Burgazlı doğma büyüme oğlum Deni'ye ithaf edilmiştir.


Cehennem Taşı


Heybeliada arkasındadır

Kerterizi kolay ve hatırlardadır

İsa kürek çıkar Büyükada iskelesi

Diğer yandan otel ve Burgaz iskelesi


Muvakkar siyada durur

Oltalar apiko olur

Zokalar dipten bir karış yukarı

Canlı kolyoz çeker yukarı

Dört sandal rekabettedir

Birinde Muvakkar beklemektedir


Diğerinden Sait yan bakar

Sütçü Pandeli balığı tutar


Altı kiloluk kırmızı

Baktırır hepimizi


Gün ve ömür bitmiştir

Muvakkar, Sait, Pandeli gitmiştir


Üçüde edebiyen oltalarını sardı

Bana şimdilik hatıraları kaldı

Kadim dostum merhum Muvakkar Orhon'a ithaf edilmiştir.




Mehtapli sıcak bir yaz gecesi su üstü karagöz tutmak için beş altı sandal eşliğinde Sivri adaya gitmiştik. Balığı tuttuktan sonra istirahate çekildik. Niyetimiz elmas taşında sabah balığına çıkmaktı. Tam uyumak üzere iken Sait: "Kalkın millet şu manzaraya bakın" diye bağırması homurdanmalara sebep olmuş. "Başlarım manzaraya" diyen yeniden uykuya dalınca biz Saitle yan yana oturmuş mehtabın yakamozunda takla atan adanın yanı beyaz lekeli Fok'un hem marifetlerini seyrettik hem de Paris hatıralarımızı tazeledik.

Allah sana gani gani rahmet eylesin. Bu kadar sene sonra seninle çoktan yok olmuş Sivri adanın Fok'unu yeniden görmüş gibiyim.


Cennetin Anahtarı


1) Olmayacaktır Allah'tan başka ilahların

2) Oymayacaksın putlar tapmak için

3) Ağza almayacaksın boş yere adını Allah'ın 4) Altı gün çalışacak, yedinci gün yaratanındır

5) Hürmet edeceksin anana babana, şarttır

6) Almayacaksın insanın hayatını, ruhu Tanrınındır

7) Etmeyeceksin zina, zevce başkasınındır

8) Sürme elini elin malına: Hırsızlıktır

9) Yalan söylemeyeceksin: Yasaktır

10) Haset etmeyeceksin: Hastalıktır


Bu on şartı yerine getir cennet senindi Bu on prensibin adı evamiri aşeredir.

North Western mezunu her ikisinin adı Yakup olan ve tahsillerin yüzümü ak çıkartan erkek torunlarıma.


Burgazada Deniz Kulübü 80'li Yılların İdare Kurulu

Burgaz Adalılar


Burgaz adasının tarihine geçecek insanların arasında Kondos lakapli Ali Rıza, bir Ali Rıza ki sarhoş olur çarşıdaki dükkanların camlarını al aşağı ederdi. Hatırlanacak en mühim hadisesi Sait Faik'in vefat günü bir galon şarap yuvarladıktan sonra kulübe gelmesi ve masalarda oturanların arasına boş galonu yere patlatarak "Sait Fayiğin ruhu şad olsun" diye bağırması ve kadınların kaçışması görülecek bir manzara idi. Sivri ada müdavimlerinden Kalafat ve Sefer dayı geçimlerini Sivri adadan temin ettikleri gibi martıların bol yumurtlama mevsimi olan baharda sepet sepet yumurta toplayıp pastacılara satarlardı. Balıkçı Burhan Ceviz keza lakaplan enteresan olan banker Sami, Naylon Mehmet Ali, Şilep Hasan ve kardeşleri Metin ki bir ara Burgaz ada Deniz Kulübünün sekreterliğini yapmış. Diğer enteresan tipler sütçü Pandeli ki aynı zamanda ada muhtarı idi. Pandeli Büyük adadan sürgünde olan Troçkiyi alır ve balığa çıkarlardı. Aşure Lambo, Koço toroloy, eski polis Avni, sarhoş Dimitro, lüfer Mehmet. Çikuli, topal İsmail ve kardeşi Zekuli, ayı Mehmet, bütün bu arkadaşlar kahvenin kışın neşesini canlı tutarlardı. Yürü kulum motoru kaptanları Hüseyin ve Asım Sezgün, bakkal Ahmet bakkaliyesi ve bugün dükkanını muvaffakiyetle işleten Muharrem Meyveci, kulüp lokantasını işleten Ümit ve Erdal Altınbaş. Cihat Girginer, Ahmet Onan, ve bunların hatırasını canlı tutan rakı masası arkadaşlarım Orhan Özalp, avukatlardan Melih Naziki, Semih Gül, emekli hakim Sait Toker ve ben bu satırların yazarı kaybetmiş olduğumuz İlhan Özalp ve Mithat Yaybulak muhabbetimizde hala aramızdadır. Kulübün temel direği eski nahiye müdürü Zühtü Bey'in sonradan vazifesini devralan E. bahriye albayı Feridun Adnan Yılgıç, Selahattin Vural ve oğulları Engin (ki halen muhtar seçilmiş) kardeşleri Erdoğan ve Erkan, Abdullah börekçi, Güngör Yıldırım, Sait ve Derviş Yıldırım, Çetin Durmuş Kaya, kulüp müdürü Seyit Pamuk ve sekreteri Nevin Yazkan tesislerin emanetçisi İbrahim Kızılkaya ve herkesin tanıdığı Kemal Özten, eski muhtar ve ilkyardım merkezi başkanı Güngör Yıldırım, eski muhtar Nurettin Tarabuş isimleri hatırlanması gerekenler arasındadır. Perihan öğretmen ve profesör Ahmet Keskin ada menfaatlerini koruyanlardır. Keza unutulmaması gerekenler arasında Burgaz Adasının yollarını bisikletle arşınlayan genç arkadaşlarımızdan Zikrullah Kaplan. Keza cami derneği başkanı Celal Yetiş dört dörtlük bir insan ve adaların en güzel ekmeğini yapan fırıncı Hüseyin Demirci ve fırında muhabbet için oturan Hüseyin Sezgün, herkesin tanıdığı Kazım Ersoy ve Ali Muşlu, Cem derneğinden arkadaşım Haydar Şakar, ada esnafından Ahmet, Mehmet, Muzaffer Ulaş kardeşler ve Orhan Tuncer. "Televizyon meraklılarına tavsiyem Nadı Başyiğit ile iyi geçinin". Unuttuklarım beni mazur görsünler. Hepsine biz yazlıklar ne kadar teşekkür etsek azdır.


Bu Gün Başkanı Sayın Ali Tolga Olan ASSK Tarihçesi


1962 yazında güzelleştirme derneğinin başkanı Turgut Egemen adadaki moloz tabir edilen ve ucunda bir fener harabesi bulunan kayalığa beton dökülmesi ve kayalarla genişletilmesine girişiyor.

İdare kurulunda bu mevzuda ikilik doğuyor. Kimisi dernek parası ile yapıldığına göre derneğin olsun diyor. Turgut Egemen ise bir spor kulübü olsun. Burgaz ada Deniz Kulübü başkanı İzzettin Feray bu ada iki kulüp kaldırmaz. Spor yapmak isteyenler B.D.K da da yaparlar. Netice başlarında amiral Kemalettin Bozkurt, adalar kaymakamı Ahmet Tosun Bel. Şube Md. Muavini Nurettin Kayabölen Turgut Egemen'e arka çıkıyorlar ve 14 Şubat 1963'te resmen kulüp kuruluyor. İnşaatı devam ederken belediyede ikilik çıkıyor ve yık emri ile kazma kürekli ameleler basıyor. O zaman okul müdürü olan amiral Kemal Kayacan "oraya kaptan paşa karışır" kabilinden müdahale eder ve Heybeliden bir işkampavya ile bir manga asker ile bir baş çavuş arzı endam eder. Yık emri ile gelen amele kazma küreği fırlattığı gibi orayı terk ederler. Neticede kulüp kurtulmuştur ve merasimle 27 Temmuz 1963'te adamızın velinimeti Heybeli sanatoryumu doktorlarından arkadaşlığı ile iftihar ettiğim doktor Ahmet Erbelger büyük bir heyecanla yaptığı açılış konuşmasında fenalık geçirir. Koşuşmalar adada oksijen tüpü ancak demircide var. Kendisi de yok. Neticede kapı kırılır ve oksijen tüpü oraya taşınıncaya kadar fakir babası adanın yegane doktoru sizlere ömür hakkın rahmetine kavuşur.


Derhal Orhan Özalp'le beraber kolları sıvayıp bir ilk yardım merkezi kuruluş faaliyetine geçtik. Ada inşaatlarından malzemesi ile beraber bir günlüğüne yardım rica ediyoruz. O ara adada inşaat furyası var. Her inşaat sahibi yardıma koşuyor. Zemin kat 2 oda bir tuvalet, üst kat aynen, üst kata adada yeri olmayan belediye zabıtasını yerleştiriyoruz. Kurucular amiral Kemal Kayacan belediye reisi Nejdet Uğur polis müdürü Haydar Özkın maarif md. Halis Kurtça, Orhan Özalp ve Harry Ojalvo. Arada Burgaz adada bulunan fakir çocukların yazlık binası harabe halinde İnşaat izni alınıyor ve temeli benim seçim kampanyasını organize ettiğim Dış İşleri Bakanı Selim Sarper ricamız neticesinde atıyor. Hahambaşımız duasını yapıyor ve Orhan Özalp ilçe başkanı olarak orada ilk yardım merkezi resmi doktoru doktor Selahattin Savaşkan. Sen Jorj hastanesi operatörü Pavlos Rahçopulos ve sonradan iki sene hizmetten sonra İngiltere'ye gitmek üzere bizden bonservis alarak bizi terk eden çok dirayetli genç bir doktor, seneler geçiyor.

Rahmetli olmuş Hasan Uzun adında her derde deva bir eleman Dr. Selahattin'in tavsiye ve mesuliyeti altında nihayet çok dirayetli olarak vefatine kadar hizmet ediyor. Ve hali hazırda birkaç seneden fevkalade bilgili ve güvenilir Dr. Fevzi Gülcan.


Bütçeyi denkleştirmek gittikçe zor oluyor ve bu mevzuu yüklenmek üzere çareyi bir Lions kulübü kurmakla hallediyoruz. Nihayet Dr. Haluk Kulen devreye girince ben de artık bu işten çok yorgun olarak çekiliyorum. Fakat derler ya can çıkar huy çıkmaz, Burgaz ada Deniz Kulübü idere kurulu üyeliğine devam! birkaç sene Ali Kibar idaresi akabinde Orhan Özalp.


Marmara denizinin suları şehrin çok büyümesinden mikroplu ve bulanık Eskiden her tarafı cins cins boy boy balıkların oynaştığı canım Marmara denizi artık ne balık barındırıyor ne de denize girmeğe müsait. Nihayet idare kuruluna kulüp üyelerinden Aron Karavil desteği ile bir havuz teklifi getiriyorum. Kurul üyeleri Orhan Özalp hariç denize girmedikleri için yan çiziyorlar. Nihayet günler geçiyor idare kuruluna gençler getiriliyor ve Turgut Koşar ve Yusuf Öztiryaki sayesinde havuz nihayet ortaya çıkıyor. Arada Cenova seyahatim oluyor. Bizi gezdiren Cenova'da yerleşik merhum karımın kardeşi burun ucunda bulunan boş bir plajı göstermiş sebebini soruyorum. Meğer Cenova'nın lağımları oradan geçiyormuş. Mikroplu diye belediye kapatmış. İki sene sonra yolumuz yeniden o tarafa düşünce bir de baktım ki plaj cıvıl cıvıl. Derhal araştırdım. Meğer Cenova'nın lağımları bir kollektöre bağlanmış ve pompalanarak Cenova koyu dışına defedildiklerini anladım. Mevzuyu biraz daha kapsamlı eleştirdikten sonra tepeler üzerinde kurulmuş Cenova'nın konfigürasyonu dolayısıyla hışımla inen kirli sularının büyük pompalama masrafını gerektirmeden bu işin yapıldığını anladım. Aklıma derhal Burgaz adası geldi. Dönüşümde ilk yardım derneği ile Burgaz ada Lions derneğinin müşterek bir toplantıya davet ettim ve rahmetli Haydar Özkın başkanlığında Kalyon otelinde yapılan toplantıda gerekli tüzük değişikliği karar altına alınarak fonların toplanması için Lion Prof. Hayri Ülgen ile Lion Hazer Akın ismindeki arkadaşlarımız vazifelendirerek kollar sıvandı. Netice liman temiz lokanta ve kahveler temiz bir hava sayesinde rıhtımlar masa iskemle doldu. Bu işe soyunan çalışkan bu iki arkadaşımıza ne kadar teşekkür etsek azdır.


Burgaz Adalı Arkadaşım Celal


Kalafat yerinde kaynakçı dükkanı sahibi olan Celal arkadaşım hem işinde büyük usta hem de vücutça "lastik gibi" tabir edilen bir yapıya sahipti. Düz duvara tırmanır desek yeri idi., anlaşılmayan husus akşama kadar bir teneke su içtiği halde hafif göbeği vardı. İşe gelir gelmez çırağı alışmış olduğundan semt çeşmesinden suyu hazır ederdi. Çok zaman teneke biter ve şişe suyu takviyesi yapardı. Celal arkadaşım aynı zamanda denizde çalıştığından gemilere gitmek için bir teknede tesisat kurmuş ve icabında ihtiyacı olan transit geçen gemilerde acil kaynak yapardı. Günlerden bir gün bir Rus petrol gemisinde bir iş için çağrılmış ve anlattığına göre çok zor şartlar altında büyük ustalık gerektiren işi layıkiyle yaptığı halde kendisine ödenmesi gereken tutarın iç edildiğini ve büyük bir terbiyesizlik tezahürü ile kovulduğunu ve ilk fırsatta gemi kaptanı ile hesaplaşacağını kahvede anlata anlata kendini çileden çıkartıyordu. Nihayet birde baktık ki kahveye gelmemiş ve tavla arkadaşı Ahmet usta namı diğer Ahmedaki zarlar elde merak içinde bu adama ne olmuş bizi sattı hem söyleniyor hem ifrit oluyordu.

Meğer kendisi gibi Karadenizli taka kaptanlarına tembih etmiş hesaplaşmak istediği petrol gemisi kavaklarda geçiş sırası beklerken telefon edilmiş ve Celal alaca karanlıkta motoru ile İstinye civarında karşılayıp burun iskele kısmına kancayı atmış ve sırtında kesme beki ve hortumları bağlayarak 20 küsür tonluk sancak tarafı çapanın zincirini bir çırpıda kesmiş ve iskele tarafında sürüklenen teknesine bir maymun çevikliği ile atlayarak sıra kadem basmıştı. Ertesi gün şamandra bağlamış olduğu çapayı algarna ile kalafat yerine kadar sürüklemiş ve anlaşılan müşterisi hazırmış, o gün hepimize çay ısmarlamıştı. O günden beri boğazdan geçen Rus gemilerinde bir tüfekçi nöbet bekliyormuş.

Bu hadise 1950 senelerinde olmuştu, anlaşılan herhalde Sibirya'ya sürülmüş olan Rus kaptanın ahı tutmuş olacak ki altmışlı senelerde bir işi yaptırmak için Celal'in dükkanına bir doktor uğramış ve Celal'in maşrapa ile içtiği su miktarını sormuş ve günde senelerden beri bazı bir buçuk teneke su içtiğini hayret ve dehşet içinde "sende şeker var. Hemen kontrol altına alınmalısın." diye onu ikna etmiş ve neticede bulmuş olduğu muvazenesini kaybeden dostumuz doktor kontrolü altında 4 ay zarfında atalarına kavuşmuştu. İyi adamdı Allah gani gani rahmet eylesin.

Adamızın Berberi Andigonoz


Rahmetli iyi berberdi.Fakat hafif çatlakça idi. Saçımı kestikten sonra sıra tıraşa gelmişti.

O ara Amerikalılar aya insanlı füze çalışmalarını bitirmişler ve fırlatılması an meselesi idi. Bu durumu gazeteden okuduktan sonra: Yahu Andigonos galiba bu adamlar bu işi becerecekler ne dersin? Demeğe kalmadı ki aklı evvel bizim berber ustura havada: Tövbe de, yedinci kat delinir ve devamlı yağmur yağar, netice berber Ramazan dükkanını açıncaya kadar tıraş faslini İstanbul'a taşımıştım.


Kasap Kiryako


Dükkanına girdiğinizde bir sinek vızıltısı ile karşılanırdınız. Kapıya asmış olduğu boncuktan perde sineklerin uzaklaşmasına yetmediğinden girenleride içeri hapsediyordu. Tavandan sarkan kurdele şeklindeki Japon yapışkan sık değişmediği için bal rengini kaybetmiş simsiyah sarkıyordu.


Kıyma makinesi bir bezle örtülmüş olduğu halde kullanmadan gazete ile yelpazeler ve havaya uçuşan sinekler yüzüne konardı. Netice şikayetleri ciddiye alan adalar belediyesi bir kamyonete soba borusu şeklinde bir alet yerleştirmiş ve geceleri sokak sokak her tarafı dumanlıyordu ve halen aynen devam etmektedir. Ada halkı yazın açık cam ile yattığından ilaçlamadan evvel belediye hoparlörü ile haber verilmediğinden bizim eczacı Çetin öksürük şurubu satışından gayet memnundur.


Halen kasap dükkanını devralan kasap Lütfü Çetin, anlaşılan sineklerle mücadeleyi iyi yapmakta çünkü artık tanesi yoktur.

BURGAZADA DENİZ KULÜBÜNÜN 70. YIL DÖNÜMÜNÜ KUTLAYAN BUGÜNKÜ İDARE KURULU ÜYELERİ


Başkan Turgut Koşar

II. Başkan Yusuf Kenan Öztiryaki

Gen. Sek. Vedat Özlevi

Sayman Cenk Levi

Üye Tuna Rozant

Üye Albert A. Arditi

Üye Rafael Karkason




Harry Ojalvo - Şiirle Düşünceler (s.7-8)



Şair ruhu insanda bir Allah vergisidir. Bence şiir yazmak, kalemi yontup sıra sıra tatsız uyumsuz kelimeler donatmak asla değildir.


Mesela 52 sene müddetle yazın oturduğum Burgaz Adası'ndaki hadiselerin akışı, şair ruhum dolayı sıyla insanlarla ilgilenmemi ve eksikliği şiddetle hissedilen, bir ilk yardım merkezinin kuruluşuna kendimi hasr etmem, şairane bir hadisedir. Bir tarafı yanan, kırılan ya da yırtılan bir çocuğun ağlamaları, boğulan ya da kalp sektesi geçiren bir insanın etrafın çaresiz bakışları altında terk-i dünya etmesi, şair ruhuna sahip bir insanı harekete geçirir. Benim yaptığım gibi bir ilk yardım merkezi kurar. Aslında ben sıradan, gayet yeknasak, aranızdan biriyim.



40 sene aynı terasta Burgaz Adası'nın Heybeli sahiline doğru oturup kahve içmek ve Heybeli Ada'ya bakmak benim için şairane bir hadisedir. Halbuki benim, her akşam aynı yerde oturup sabit bakışlarla Heybeli'ye bakmam etrafımca garipsenmiş ve mecburen "Daha bıkmadın mı?" diyenlere; bakmak ile görmek arasındaki farkı izah etmem, şairan bir hadisedir. Mesela "Heybeli ise Heybeli ne yapalım?" diyenlere izahatım şöyle olmuştur:


Deniz hiçbir zaman aynı manzarayı arz etmez. Dalgalar hiçbir zaman aynı değildir, Heybeli'nin profili ve sahilinin renkleri, batan güneşin zaviyesine göre renkten renge girer, sarılar ve kahverengiler, kırmızı ve mora dönüşür. Çamların yeşili 80 yeşil tonundan tona geçer ve bir renkler festivali arz eder. Bu 40 sene aynı manzarayı gördüm desem yalandır Hep değişmiştir ve hep değişecektir. İşte bu görmek ile bakmak arasındaki farktır. Bazıları anlamış ve bazıları da "bu adam çatlaktır" diye düşünmüşlerdir.

Beni anlayan ve maalesef erken yitirdiğimiz Sait Faik ile 5-6 sandal eşliğinde gece balığına çıktığımız bir gece Sivri Ada'da, balığı tuttuktan sonra sandalla rikaraya çekip "Biraz uyuyalım da sabah 4'de doğru yeniden balığa çıkarız" kararı ile battaniyelere sarılıp biraz kestirmemiz esnasında rahmetlinin "Kalkın" diye bağırması ve "Şu mehtaba bakın" diye seslenmesi bazılarını çileden çıkarmış ve homurdanmalara sebep olmuştur. Halbuki yorgun olduğumuz halde Sait Faik'le yanyana oturmuş mehtap sefası yaparken Paris hatıralarımızı tazeliyorduk.

Demek istediğim:

Şiir ısmarlama olmaz. Şairane hisler de ancak etrafı görmek ve hissetmekle doğar. Kalem kağıt asla yeterli değildir. Hayatı yaşamak, trajedileri hissetmek, milletçe borçlu olduklarımızı tanımak, espirili ve komik yönleri, bilhassa La Fontaine gibi hissetmek şarttır.


Şahsen geceleri 3-4 saat uyku ile yetindiğim için tarih okumak en büyük zevkimdir. Şiirlerimi 4 lisan da yazar ve 7 lisan konuşurum.


Ne demek istediğimi, size bazı şiirlerimi taktim etmekle anlatmaya gayret edeceğim.

Harry OJALVO