• Yaman

Süreklilikten Sürdürülebilirliğe - Dr. İzel Levi Coşkun

Bir kurumsal sürdürülebilirlik yolculuğunu anlatan ve aynı zamanda içinde Burgazada'nın, Marmara Denizi'nin ve koleksiyoner bir ruhun izlerini bulabileceğiniz, üçüncü kuşak Burgazadalı Dr. İzel Levi Coşkun'un Süreklilikten Sürdürülebilirliğe kitabını arşivime katmaktan dolayı gurur duyuyorum. Burgazadamızın, çocuklarımızın ve gezegenimizin geleceğine dair bizlere ışık tutan ve daha yaşanılır ve daha adil bir dünya için umudumuz olduğunu hatırlatan bu kitabı herkesin okumasını dilerim.


www.surekliliktensurdurulebilirlige.com websitesini incelemenizi ve Burgazada'da çekilen görüntüleri izlemenizi tavsiye ederim.


Kitaptan tadımlık bir bölüm:


Geleceğe ve Gençlere Söz

Umuttur Yola Sokan Yoldan Çıkan İnsan Aklını


Geçenlerde katıldığim bir etkinlikte bir öğrencim muhabbet esnasında şu serzenişte bulundu: "Kafam çok karışık, gelecekte ne yapacağımı bilmiyorum. Hep kötü haberler almaktan bunaldım. Girişimciyim, evet ama tek başıma ne yapabilirim ki? Bir türlü karar veremiyorum. Bir şeylerin değişeceğine, iyiye gidebileceğine dair umudum yok artık. Sizin var mı?"


"Umudum olmasa şu anda sizinle bu etkinlikte bulunur muydum?" diye hiç düşünmeden cevap verdim kendisine. Sonradan kendime çok kızdım. Çünkü o soruya cevaben birazdan aktaracağım hikayeyi anlatmalıydım.


80'li yılların başında taşındığımız Burgaz'daki sitenin önünde daracık bir yol vardır. Bu yolun ardındaki arsa ile birleştiği ve kot farkı dolayısıyla eğimli ve bir metre kadar genişlikte olan yol eşiğinde ise erik, zeytin, zakkum gibi bazı ağaçlar yetişir. Aynı yolun eşiğinde bizim evin balkonundan bakıldığında karşıdaki arsanın ciddi bir bölümünü kapatan bir de kızılçam ağacı bulunurdu. Bu çam o kadar heybetli ve mis kokulu bir çamdı ki, bir akrabamız her ziyaretimize geldiğinde bu çama uzun uzun bakar, ciğerleri ne kesif reçine kokusunu çektikten sonra "Sırf bu ağaç için Burgaz'a kadar gelmeye değer" derdi.


İşe gitmeye başladığımda adaya her gün gelemiyordum. Bir gün belediye çalışanlarının evin önünden geçen yolun başında bir kazı yaptığını fark ettim. Yanlarına giderek selam verdikten sonra ne yaptıklarını sordum. "Buraya büyük gider boruları döşeyeceğiz" dediler. Yola boydan boya bir hendek kazıyorlardı. İşçileri yanıma alıp çam ağacının olduğu yere götürdüm: "Bakın burada harika bir çam ağacı var. Boruları döşerken bu ağacın köküne zarar vermezsiniz, değil mi?" diye sordum. Merak etmemem gerektiğini, ağacın biraz açığından geçeceklerini söylediler. İçim çok rahat etmiş olmasa da koskoca ağaca dokunmazlar herhalde diye düşünerek yanlarından uzaklaştım.


Çalışmalar devam ediyor ben de işyerimle ada arasında mekik dokurken bazı günler İstanbul'da kalıyordum. İstanbul'da kaldığim bir günün ertesinde adaya keyifle dönüp yolun başına geldiğimde çalışmaların tamamlandığını fark ettim. Ağacın bulunduğu yere doğru baktım ama ağacın yerinde sadece bir boşluk vardı. Elimde çanta, deli gibi o yöne doğru koşmaya başladım. Koskoca ağaçtan geriye sadece kökü, kesilirken gövdesinden düşüp yerlere dağılmış çampiriler ve kesif bir reçine kokusundan başka hiçbir eser kalmamıştı. Bir öfke selinin ayaklarımdan başıma doğru hücum ettiğini hatırlıyorum. Ağzıma geleni söyleyerek bağrınmaya başladım. "Ne oluyor, kim bu bağıran?" diye balkonlara doluşan komşulara "Bu ağaç nasıl kesilir? Kimse görmedi mi, neden hiçbir şey yapmadınız?" dediğimde etrafımdakilerin bırakın ağacın kesilmesine tepki göstermeyi varlığından haberdar bile olmadıklarını anladım. Bunun üzerine öfkem bir kat daha arttı. Koşarak eve gittim. Büyükçe bir kova alıp içini su ile doldurdum. Suyu ağaçtan kalan tek yer olan kök kısmının üzerine özenle döktüm. Yorulana kadar aynısını yapmaya devam ettim. Yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot misali iş kıyafetleriyle kesilmiş bir ağacın gövdesine ağacı kesen sisteme inat su dokmeye devam eden garip mi garip bir insan....


Kesilen ağacın yerinde boy veren kızılçam 28.11.21

O gün, o gövdeden artık tekrar ağaç çıkmayacağını ben de biliyordum. Ama hem o ağaca duyduğum saygı hem de bir ihtimal canlanırsa umuduyla su vermeye devam ediyordum. Bu ritüele yaz sonuna kadar aralıklarla devam ettim. Ertesi yıl adaya gittiğimizde de aklıma geldikçe aynı bölgeyi sulama ya devam ettim. Aradan aylar geçti; o kadar ki artık su vermeyi ben de unutur olmuştum. Ancak bir gün umutla dökülen su can oldu; kesilen ağacın hemen yanında çok hızlı bir şekilde bir kızılçam boy vermeye başladı. Bu yeni ağaç, umudun ağacı, yıllar içinde büyüdü büyüdü ve kendinden önceki çam ağacı gibi heybetli kocaman bir ağaç oldu. İnsanlık olarak kendi yaşam muhasebemizi tutarken nice ağacı, diğer canları görmezden geldik, umursamadık ve telafisi zor, çok büyük hatalar yaptık. Bu hataların yaşam tarzımızın bir parçası haline gelip sanki vazgeçilmez doğrularımızmış gibi bizi yönlendirmesine, hatta yönetmesine göz yumduk. Bu yüzden de yaşam terazisinin dengesi hem insanlığı hem de tüm gezegeni tehlikeye atacak şekilde bozuldu. Şimdi hâlâ daha firsat varken bu dengeyi yeniden sağlamak yine elimizde. Gerçeklerin farkına vararak denemenin ve dönüşümü başlatmanın tam zamanı. Kaybedecek daha fazla zaman yok. Ama umutsuz da olmaz; nihayetinde "Umuttur yola sokan yoldan çıkan insan aklını" demiş Platon Devlet* kitabında.


Sevgili gençler, sizlere sesleniyorum: duygularını portmantoya asan yöneticiler, televizyonlarda ardı ardına yalan söyleyen politikacılar, kötüye git mekte olan ekonomiler, eve kapanmalar ve hastalıklar mücadelenizin önü ne geçmesin ve moralinizi bozmasın. Hiç kimse, hiçbir organizasyon, akım, düşünce tarzı ya da inanç gözlerinizin gerçekleri görmesini engellemesin. Kendinizi tanıma ve hayatınıza anlam katan her ne ise onu keşfetme yolculuğundan, lütfen, vazgeçmeyin. Ben bu anlamı, canlı ve cansız tüm varlıklar ile aramızdaki bağı görebilmenin farkındalığı olarak da tanımladığım, sürdürülebilirlikte bulduğuma inanıyorum.


Kesilen ağacın yerinde boy veren kızılçam 28.11.21

Sürdürülebilirlik her şeyden önce bir bakış açısı değişikliği. İşletmelerde bu bakış açısı değişikliğinin en üst yönetimden başlaması gerekiyor. Ancak yıllardır süreklilik bakış açısıyla hareket etmeye alışmış olan kurum ve organizasyonların bir anda sürdürülebilirlik bakış açısı dönüşümünü sağlayabilmesi ne yazık ki mümkün değil. Bu yüzden iş başa düşüyor. Gençler olarak sizlerin bu farkındalıkla iş hayatına başlamanız ve kararlarda rol almanız dönüşümün de tetikleyicisi olacaktır. Dönüşüm dediğim zaman uygulamaya yansıyan bir dönüşümden bahsediyorum. Örneğin, şirket yönetimi yeni bir yatırım ya da herhangi bir satın alma kararı alırken "Ben bu işten bu kadar kâr edeceğim" demek yerine, "Bu yatırımı toplumu ve çevreyi de hesaba katarak yapıyorum; sonuç tarafında ise paydaşlarıma maliyet yüklemek yerine değer katıyorum" diyebilmeli. Bunu da lafta bi rakmayıp aksiyonlarına da yansıtabilmelidir.


Bu kitapta beni ben yapan özelliklerle birebir uyum içinde olduna inandığım kurumsal sürdürülebilirliğin temel ilkelerini ve bu ilkeler doğrul tusunda Mazars Denge'nin kurumsal sürdürülebilirlik rotasını ekibimie birlikte nasıl çizdiğimizi sohbet havasında, araya anılarımı da katarak anlatmaya çalıştım. Bu sürecin ve farklı tecrübelerimin kendi sürdürülebilirlik yolculuğunuzda size de işık tutmasını umut ediyorum.


Hep birlikte, yeni umut hikayeleriyle bu dönüşümün bir parçası olup gelecek nesillere, çocuklarımıza daha yaşanılır ve daha adil bir dünya bırakabilmek dileğiyle...


* "Platon. Devlet. Istanbul: T. İş Bankası Yayınları, 2008.



16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör